banner59

“Biz hep orası için mücadele verdik”

Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, 26 Temmuz 2019 tarihinde Çanakkale'nin tek içme ve kullanma suyu olan Atikhisar Barajı havzasında faaliyet yürüten altın madenine karşı başlatılan “Su ve Vicdan Nöbeti” hakkında basın toplantısı düzenledi.

“Biz hep orası için mücadele verdik”

Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, 26 Temmuz 2019 tarihinde Çanakkale'nin tek içme ve kullanma suyu olan Atikhisar Barajı havzasında faaliyet yürüten altın madenine karşı başlatılan “Su ve Vicdan Nöbeti” hakkında basın toplantısı düzenledi.

08 Ağustos 2019 Perşembe 16:30
“Biz hep orası için mücadele verdik”

8 Ağustos 2019 Perşembe günü Belediye Meclis Salonunda düzenlenen basın toplantısına Başkan Gökhan'ın yanı sıra Belediye Başkan Yardımcıları, birim müdürleri ve çok sayıda basın mensubu katıldı. Toplantıda, Atikhisar Barajı su toplama havzası içerisinde bulunan Kirazlı Balaban Mevkiinde yürütülen madencilik faaliyetleri nedeni ile gerçekleştirilen ağaç ve doğa katliamına değinen Başkan Gökhan, ayrıca Çanakkale'nin tek su kaynağı olan Atikhisar Barajının siyanürle zehirlenmesine karşı verilen mücadeleye yönelik çeşitli medya kuruluşlarında yürütülmeye çalışılan algı operasyonlarına ilişkin de açıklamada bulundu. Başkan Gökhan açıklamasında Çanakkale Belediyesi tarafından bölgedeki madencilik faaliyetlerine yönelik çalışmalar hakkında da bilgi verdi. Kamuoyunda sürecin en başından beri neredeydiniz diyenlere de cevap veren Başkan Gökhan; Biz Hep Buradaydık Hep Söyledik Ama Siz Duymadınız!” dedi. Başkan Gökhan toplantıda yaptığı açıklamada şöyle konuştu;

 “Vicdanların Sızlamaması Elde Değil”

“Burada akılla, bilimle ve hukukla ilerliyoruz. İş tabi suyumuza gelip dayanınca, mücadele ettiğimiz alanın hava görüntülerini elde ettik. Bu noktada işin son safhasına geldiğini ve bu konuda ciddi bir mücadele yapılması gerektiğini gördük. Dediğim gibi 26 Temmuz'dan beri bu süreç devam ediyor. Bir anda hala vicdanının kaybetmemiş kesimler, kurumlar buna dikkat çekti. Pek çok sanatçı, gazeteci hatta turizmciler, STK'lar, Barolar bu konuda duyarlılık gösterdi. 5 Ağustostaki eylemde de buraya gelerek bizim yanımızda oldular. Orada halk ile de birlikte on binler hem doğa katliamını yerinde gördüler hem de desteklerini sundular. O buluşmaya katılıp, ondan sonra da sosyal medya aracılığı ile desteklerini hala ifade etmekte olan ve bu olayı uluslararası platforma taşıyan herkese teşekkür ediyorum. O gün hatta şöyle bir manzara ile de karşılaştım; tepeye gittiğimde yanımda tekerlekli sandalyesi ile gelen bir kız vardı. Tekerlekli sandalyesi ile oraya destek için gelmiş. Yaşlılar vardı ve toprağa oturmuş ağlıyorlardı. Bu nöbetin adı Su ve Vicdan Nöbeti. İşte biz de bunu kastediyorduk. Oraya gelen insanların vicdanın sızlamaması elde değil. Orada başka şeyler de görüldü. Çamura batmış bir yavru oğlak da gördük. O gün o eylem olmasa, insanlar gitmese, belki o yavrunun hayatı sona erecekti. İşte o alanlar hayvanların mera alanı”. 

“Maalesef bu katliama destek verenler de var”

“Bu konuda duyarlılık gösteren, hiçbir yorum eklemeden, gördüklerini olduğu gibi yansıtan, yalan haber yapmayan ve bunu küçültmeyi hedeflemeyen tüm basın mensubu arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Tabi bunun aksisi de var. Dalga dalga büyüyen bu mücadeleyi itibarsızlaştırmaya çalışanlar da var. Bu katliama destek veren, maalesef hemşerim demeye utandığım kimlikler de var. Tabi bunlara hazırlıklıyız. Kambersiz düğün olmaz. Bu gibi işbirlikçiler de olacak. Ama biz görüyoruz ki, bu noktada ciddi bir algı oluştu. İnsanlar gelip burayı gördüğü, anlattığı ve uluslararası bir algı oluştuğu için yalanlara inanmadığı görülmekte”.

“Protokol Gereği de Bu Alan Bizim Sorumluluğumuzda”

“Bu noktada kafaları bulandırmaya çalışıyorlar. Bir tanesi, oranın Atikhisar ile ne alakası var deniyor. Atikhisar ile bu konunun çok alakası var. ÇED sınırı bizim koruma havzamızın içerisinde. Bu 6 bin dönümlük bir alanı ifade ediyor. Biz bu faaliyetlerin bizim alanımız içerisinde olması nedeni ile müdahil oluyoruz. Bu konuda neye dayanıyoruz? Enerji Tabi Kaynaklar Bakanlığı ile DSİ 25. Bölge Müdürlüğü arasında bir protokol hazırlamışlar. Bu protokol 2000 yılına ait bir protokol. Onun 6'ya 5. Maddesinde; ‘Arıtma tesislerinden halkın kullanımına sunulan suyun sağlık koşullarına uygunluğunun sağlanması Çanakkale Belediyesinin sorumluluğundadır. Atikhisar Barajından içme ve kullanma suyu amacı ile alınan suyun kalitesi konusunda DSİ'nin hiçbir kalite taahhüdü olmayıp, membaında ve mensapta meydana gelebilecek kirlenme ve müdahaleler DSİ sorumluluğu dışındadır. 4 Eylül 88 tarihli ve 19bin 919 sayılı resmi gazetede yayınlanan su kirliliği yönetmeliği hükümlerine göre; hükümlerine uygun olarak koruma alanlarındaki tedbirler, Çanakkale Belediyesi tarafından alınacaktır. DSİ'nin bu konuda hiçbir yükümlülüğü olmayacaktır' deniyor. Biz bu görevi buradan alıyoruz.

“Bu Tehlikeyi Söylemek Benim Görevim”

“Termik santraller ile de mücadele ederken bir şey söylemiştim; rüzgarlar ve yağmurlar ile toprağa düşecek olan zehirli atıkların bu bölgeye yayılacağını söylemiştim. Bu bölgede tam da poyraz rüzgârlarının etkisi altında olan alanlarda kestaneler kurumuş durumda. Aynı şekilde İstanbul'da yeni yapılan havalimanının oradaki kestanelikler de kurumuş durumda. O kestanelik alan eskiden padişahlara bal üretilen bir bölge. Oradaki kestane ağaçlarından üretilen bal yok olmakta ve arılar ölmekte. Tabi bunlar duyulması istenmeyen konular. Ben burada görevimi yapıyorum. Benim görevim bu tehlikeyi dile getirmek ve bununla ilgili mücadeleyi yapmak”.

“O Ekosistemi Kurmaya Altın Yetmez”

“Burada gündeme gelen bir başka konu da; burası Kazdağları değil deniyor. Bizim konumuz Kazdağları konusu değil. Bizim konumuz Çanakkale'nin içme suyu barajının tepesindeki siyanürlü altın madenciliği işletmesi konusu. Kazdağları olur, Alp Dağları olur, Balaban Tepesi olur, Radar Tepesi olur, bu hiç önemli değil. Ama bilimsel olarak da üniversitemizin akademisyenleri bunu yayınlamışlar. Bu sistemin bir ekosistem olduğu, Kazdağları denilen bölgenin devamı olduğu ve Biga Yarımadasının tamamını kapsadığına dair bilimsel bir sunum var. Burası bir ekosistem. Balaban tepesi bir orman alanı. Onların hepsi bir ekosistem. Gidip gördüğünüzde oranın muazzam bir orman alanı olduğunu ve sadece ağaç olmadığını, oranın tüm florası ve hayvan yapısı ile bir bütünlük arz ettiğini göreceklerdir. Biz buraları yok ederiz, sonra yeniden ağaç dikeriz, daha da yeşil olur demek, aklımızla alay etmek demektir. Çünkü o binlerce yılda oluşan bir sistemdir. Oradan elde edilecek altın da o sistemi yeniden kurmaya yetmez. Halbuki o sistem öyle kaldığında bir değerdir. Bugünkü hali bile, yani geri kalan alanın bile bir değeri vardır. Dolayısı ile bu polemiği boşuna yapıyorlar. Orası Kazdağlarının bir parçasıdır. Ama ben orman alanları ile ilgili, özellikle de su alanları ile ilgili mücadeleye devam edeceğim”.

 “Kasıtlı Yanlış Bir Bilgi Veriliyor”

“Konunun Atikhisar Barajı ile uzaktan yakından alakası yok deniyor. Ayrıca alakası varsa, eylemlere öncülük yapan Çanakkale Belediyesi, neden itfaiye ruhsatı olumlu verdi deniyor. Bununla ilgili inceleme yaptık. Evet, 2013 yılında bir yazışma olmuş. Madenciler ile bizim itfaiye bir muhataplık kurmuş. ‘Ruhsat alanı için İl Özel İdaresi tarafından verilecek iş yeri açma ve işletme ruhsatı başvurusunda, Çanakkale İtfaiye Müdürlüğünce verilen itfaiye raporu bulunması gerekiyor' diye bir yazı göndermiş. Biz de dilekçeye 11 Nisan 2013'te yanıt veriyoruz. Yanıtta; ‘İlgili yazınıza istinaden ruhsat alanında 11 Nisan 2013 tarihinde yapılan incelemede, ruhsat alanında herhangi bir faaliyet ve yapılanmanın olmadığı tarafımızdan tespit edilmiştir. Ruhsat alanında faaliyete başlamadan önce tarafımıza tekrar başvuru yapılması durumunda İtfaiye Müdürlüğümüzce yapılacak incelemeler neticesinde raporun hazırlanması sağlanacaktır. Mevcut alanda faaliyet ve yapılanma olmadığı için, yangın açısından herhangi bir sakınca görülmemektedir' deniyor. Yani deniliyor ki, sen hele bir kur, sonra gelip bakarız deniyor. Müracaat edilmiş, sen hele bir yapını yap, gelip biz de nedir ne değildir diye inceleme yaparız deniliyor. İşte burada kasıtlı yanlış bir bilgi veriliyor”.

 “Sonunda Başarılı Olacağız”

“Bu noktada katkı veren herkese çok teşekkür ediyorum. Özellikle uluslararası alanda çok büyük bir çaba sarf eden hemşerimiz, turizmci Hüseyin Baraner'e teşekkür etmek istiyorum. Onun dışında bütün bu paylaşıma katılan sanatçılarımıza, buralara kadar gelen bütün sanat camiasına, adını unutup sayamadığım bütün herkese çok teşekkür ediyorum. Başarılı olacağımıza sonuna kadar inanıyorum. Sonuç itibari ile bu bir inanç meselesidir. Bu vicdansızlığa insanoğlu evet demeye devam edemez” dedi.

Çanakkale Hedef Gazetesi

Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol