banner59

HAYAL KIRIĞI FİLİZ VERİR Mİ?

İnsan olarak her birimizin farklı hayatları, farklı karakterleri ve hayata dair farklı beklentileri olması kadar doğal bir şey olamaz. Kimine saçma gelen sebepler kimi için hayati değerde olabilir. Bazı şeyleri çok isteriz. Mantık aramadan hayal ederiz. İşte hayal kırıklığı, çok istenilen veya umulan bir şeyin gerçekleşmeyişinden duyulan üzüntüdür. Yerine getirilmeyen istekler, asla karşılanmayan beklentiler ve her şeye rağmen gerçekleşmeyen umutlar sonrasında oluşan üzüntü hissidir, bir çeşit deneyimdir. Üstelik de yaşanması en zor deneyimlerden biridir ve insanlar hayal kırıklığı yaşamamak için inanılmaz çaba harcarlar. Buna rağmen herkes hayal kırıklığı yaşar. Ve hayal kırıklığı, darmadağın eder insanı. Sıkıntı denizinde savrulurken stres fırtınasının ortasında buluverir insan kendini ve depresyona kadar giden kontrolü zor duygularla boğuşur. Fırtınaya direnirken kızgınlık, öfke, inkâr gibi farklı tepkileri silah edinir kendine. Onlara rağmen gerekenleri yapmaya çalışmakla kurtulabilecekken onlardan bir savunma oluşturmakla kendini daha da zora sokan insan, unutur kimsenin mükemmel olmadığını. İnsanların hatalarıyla ve eksikleriyle barışık yaşaması ve gerçekçi beklentiler içine girmesi gerekirken abartılı hırsları yüzünden kendini tükettiğini unutur. Çünkü kırılmış bir hayalin geri dönüşü yoktur. Hayal kırıklıklarının acısı hiçbir acıya benzemez, çünkü hiçbir alçı bu kırıkları iyi edemez. Ayrıca hayal kırıklığına uğramamak adına hayata dair beklentilerini sıfıra indirmek, yaşamın kendisine yönelik en büyük hayal kırıklığı değil midir? Bu bir çözüm değil, resmen pasif intihardır.

Öncelikle kabul edilmesi gereken bir gerçek vardır; hayal kırıklıklarımız kendi eserimizdir. Kırılanı döndürme şansımız yoktur. Öleni diriltemezsin. Yeniden filiz vermez hayal, kırıldığı yerden. İnsanın tek tesellisi, elinden geleni yapmış olmasıdır. Kırıldıysa eğer bir hayal, artık yapılacak tek şey onun yasını tutmaktır.

Şimdilerde yaşadığımız her şeye hayal kırıklığı diyerek hata yapıyoruz. Hayal kırıklığımın sorumlusu, ancak ben olabilirim. Peki ya diğer insanların öldürdükleri hayallerimizi nereye gömeceğiz? Onlara ne isim vereceğiz? Her yeri saran “hayal katilleri” ve “faili meçhul hayal cinayetleri” hakkında ne yapacağız? Yıllarca emek verdiğin ve hakkıyla görevlerini yerine getirdiğin halde seni “yok hükmünde” kabul ederek senin hakkını “ötekine”, yani “kendinden olana” peşkeş çekene ne diyeceğiz? Ya da en güzel sözlerle seni kendine inandırıp birdenbire yüzüstü bırakan “hayal katilleri” için anayasada var mı bir ceza? Bunlarla baş etmenin bir yolu yok. Hatanı bulup düzeltme şansın yok, çünkü hatan yüzünden değil, tarafın yüzünden katledilmiş hayalin ya da sevgisizliğe yenik düşmüş seven kalbin.

Ne zaman geçmeye çalışsak kendimizdeki sınırı, hep ötekinin döşediği dikenli tellere takılırız. Umarsızca aşk ve her koşulda hak ettiğine kavuşmak yoktur. Ve ne zaman dikenli tellere takılsa hayallerimiz, içimizde bir hayal daha ölür. Ve bizde bir cinayet daha işlenmiş olur. Yani aslında hepimiz bencil olduğumuz ölçüde katiliyiz diğerinin hayallerinin. Eğer kendin için yaptıkların dışında ötekini tökezletmek için diken döşüyorsan onun yoluna sen de katilisin hayallerin.

Başarı asla tesadüf olamaz. Ama başarısızlık, insanların uğraşıyla gerçekleşmiş olabilir. Verilen sözlerin tutulmaması, vaatlerin yerine getirilmemesi ya da inkâr edilen sözlerle işlenir cinayetler insanların hayal sokaklarında. Başarısızlık asla bir kusur değildir. Önemli olan başarısız olmak değil, başarısız gösterilmektir. “Keşke başarısız olsaydım.” dedirtir insana bile bile başarısız gösterilmek. Hayat bizi çok yoruyor, bencillikler bizi çok kırıyor ve hiçbir hayal kırıklığından umut doğmuyor. Emeklerimiz harcanıyor, duygularımız hiçe sayılıyor ve ömrümüz tükeniyor.

Hayallerini sen kırarsan olur hayal kırıklığı. Diğerlerinin yaptığı cinayet. Başkasıysa yolundan çıkaran hayali, o başkası katildir. Duygularınla, hayatınla, geleceğinle ve elindekilerle oynuyorsa vicdanı yoktur, sadece çıkarı vardır. Güç odaklarına yüzünü dönmeye alışmış bu türden omurgasızlar için kendilerinin bile değeri yoktur. Hayallerini yıkmak ya da öldürmek onun için önem taşımaz. Tek bildiği emre itaat etmektir. Nasıl itaat etmesin, hemen alır yerini başkası. Var olabilmelerinin koşuludur kula kulluk ve itaat onun gibiler için. Bu katillerin pençesine düşmemek gerek. Düşeninse vay haline.

Duygu simsarı “hayal katilleri” vardır ya hele, işte en korkunç acıları onlar yükler yüreğinize. Ne güven bırakırlar içinizde ne umut. Ne bir gülüş kalır geriye ne de heyecan. Katledilen hayaller hayata dönmez. Ruhunu ve benliğini de inciterek ölüp giderler. Cenazesinde akbabalar dışında eşlik eden yoktur sana. Kendi kurduğun hayalleri, kendi kazdığın çukura yine kendi ellerinle gömersin tek başına.

Kısacası hayal kırıklığının sebebi sen olsan da kırıldığı yerden filiz vermez hayaller. Hayalini katleden başkasıysa öldürülmüş bir hayale yeniden ruh gelmez. Ne olursa olsun çok geçtir artık. Hayaller ya kırılmış ya ölmüştür. Yapacak şeyler tükenmiş, ömürler nihayete ermiştir. Öyle uçsuz bucaksız öyle deli dolu öyle özel bir yerdir ki hayallerin kaynağı, kıranlar bunu bilse yaptığından utanır. Hayaller bin bir umutla kurulur, yaşatılır ve beklenir. Ya sen gereğini yerine getirmediğin için kırılır ya da “hayal katilleri” tarafından acımasızca katledilir. Ama sonuç asla değişmez. Hayaller ölür ve gömülür. Hiçbir hayal kırıklığı, kırıldığı yerden bir daha filiz vermez…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol