Şimdilerde özlemini çektiğimiz ve tekrar o günleri yaşamak isteyen birçok insanın yüreğine tercüman olabilmek dileğiyle açalım mı sandıkları?

Eskiyen ama eksilmeyen günler ne güzeldi..  Tevazu ile insanların birbiriyle hayatı paylaşabildiği, saygı çerçevesinde iletişim kurabildiği, az şeye sahip olduğumuz çok şey beklemediğimiz fakat küçücük şeylerden mutlu olabilme lütfuna erdiğimiz o günlerin özlemi var şimdilerde…

Johann Wolfgang Von Goethe’nin de dediği gibi;

‘Geçmiş zamanlar bizim için yedi mühürlü bir kitaptır.’

İşe bu noktada eskiyi hep mutlu hatırlayan insanlar gelir gözümün önüne…  Günümüzde olduğu gibi geçmişte de bir sürü olumsuz şeyler yaşamış olsalar dahi, o günlerin tadını bulamayan aynı samimiyeti yakalayamayan,  değerlerimizin daha çok hiçe sayıldığı kanısına varan insanların eskiye olan özlemlerini düşünüyorum.

Bu gün, imkânlarımızın daha fazla, teknoloji ile iç içe olmamıza ve şartların eskiye oranla iyileşmesine ve ulaşılabilirliğin kolaylaştığı günümüzde her şey mükemmel gibi görünmesine rağmen, içimizde bir şeyler eksik ve tamamlanmıyor sanki. Adını koyamadığımız bir yoksunluk çekiyoruz, çünkü bütün bunlara sahip olurken birçok şeyi yitirdik aslında. Mesela saygıyı yitirdik, değer vermeyi yitirdik, ben dili konuşmaktan biz olmayı unuttuk, hoyratça günü kurtaralım derken anı kaçırdık. Nezaketi hiçe saydık rica etmeyi teşekkür etmeyi unuttuk.  Yardımlaşmayı, gerektiğinde dertleşmeyi bile unuttuk..

Özlemini çektiğimiz her şeyin içinde eksikliğini yaşarken kaybolduk belki de…

Ben bu gün rafa kaldırdığımız değerleri indirdim.

Sandıklara sakladığım anıların kilidini açtım ve bir nefeste annemin sürdüğü o salçalı ekmek kokusunu içime çektim. Çamurlu elbisemi giydim, babamın el emeği ile yaptığı tahta kuklamı elime aldım. Televizyonun karşısına geçtim, tartışma programlarını izlerken insanların birbirine duyduğu saygıyı gördüm. Sonra komşunun kızından insanların birbirine hissettiği masumane sevgiyi aşkı dinledim.

Radyoda çalan eski bir şarkıda dediği gibi;

‘Hani o saçlarına taç yaptığım çiçekler, hani o güzel gözlü ceylanların pınarı’ diyen bestekârın samimiyeti ve yaşattığı duyguyu hissettim.

Çok şeye değil, bir şeye sahip olduğumuz anki mutluluğu raftan indirdim bugün.

Sandıkları açtım ve üzerime kırk yama olan saygı, sevgi, tevazu hırkamı giydim. Özlemini çektiğim ne varsa kaleme aldım ve arınmam gereken gereksiz ne çok şey olduğu kanısına vardım.

Aslında ihtiyacımız olan, elimizdekilerin değerini bildiğimiz noktada anlam kazanıyor. Beslediğimiz sevgi ve verdiğimiz değer kadar yüceliyoruz. O zaman kıymet bilmek ve eksiltmeden yaşamayı ön görmekle başlayabiliriz. Eskiye dair bir şeyleri özlemek için illa yaşın da eskimesi mi gerek?

Yarın; bu günün özlemini çekmemek adına, bu gün katmamız gereken tüm değerler için başlangıç olabilir.

Özlemlerimizi bu gün elimizde iken değerli kılmak ve doyasıya anı yaşamak, inadına var olmak güzel anılar biriktiren, eskiyen ama eksiltmeyenlerden olabilmek dileğiyle…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner55

banner53